Perakende sektöründeki geçmişiyle ve taklitle mücadele konusunda gerçekleştirdiği çalışmalarla adından sıkça söz ettiren Selçuk Güzenge, ‘Bir Portre’de konuğumuz oldu. Paul & Shark gibi dünyaca ünlü bir markanın Türkiye Temsilcisi olan Güzenge, aynı zamanda Tescilli Markalar Derneği’nin de başkanlığını sürdürüyor. Güzenge ile gerçekleştirdiğimiz söyleşide, Türkiye perakende sektörünü, gelişen pazarı, Paul & Shark’ı ve artan alışveriş merkezlerini konuştuk.
Bize biraz kendinizden bahseder
misiniz?
1956 yılında, İstanbul’da doğdum. Tahsilimi hem Türkiye’de hem de yurt dışında yaptım. İtalyanca, İspanyolca ve İngilizce biliyorum. 6 seneden beri, Tescilli Markalar Derneği'nin (TMD) başkanlığını yapıyorum. Bunun yanı sıra, Alışveriş Merkezleri ve Perakendeciler Derneği'nin (AMPD). İtalya’daki Avrupa Acente ve Temsilciler Derneği’nin de üyesiyim. Türk-İtalyan Ticaret Odası’nın da yönetim kurulundayım. Tescilli Markalar Derneği’nde dördüncü dönemim. Derneği belli bir misyona ulaştırdık. Bundan 5-6 sene evvel taklitle mücadelenin ne anlama geldiği bilinmiyordu. Biz bunu gözler önüne serdik. En azından perakende sektörünü kayıt dışından kayıt içine çekme konusunda çok büyük bir uğraş verdiğimize inanıyorum. 3-4 senedir Türk Patent Enstitüsü ve OHIM ile yaptığımız ortak çalışmalar da bunu kanıtlıyor zaten.
Aynı zamanda Paul & Shark’ın Türkiye mümessiliniz. Biraz da perakende sektöründeki geçmişinize değinebilir misiniz?
Perakende geçmişi olarak aslında Türkiye'de en şanslı kişilerden biri sayılırım. Çünkü dünyanın dört bir tarafında perakendecilik yaptım. 1986 yılında Güney Amerika'da; Brezilya ve Arjantin’de çalıştım. İtalya, İspanya, İsviçre ve Türkiye'de perakendecilik yaptım. Dolayısıyla dünyadaki perakende sektörlerini az-çok tanıyorum. Dünya markalarının Türkiye'ye gelişine katkılarımız oldu. İtalya ile uzun yıllar ticaret yaptığım için orada çok geniş bir çevrem var. Türkiye potansiyel bir ülke haline geldiği için bundan 12 sene evvel resmi bir kanalla Türkiye'de Paul & Shark'ı kurduk. Pazara girdiğimizde Türkiye'de çok az marka vardı. Şu anda 26 satış noktasıyla Türkiye'de hizmet vermekteyiz. 12 tanesi mağaza şeklinde, 14 tanesi de corner olarak devam ediyor. Böylece Anadolu'ya yayılıyoruz. Başarılarımızdan dolayı artık Suriye, Irak ve İran projelerini de Türkiye'den takip ediyoruz. Paul & Shark, dünyanın en kaliteli ürünlerinden biri. Kesinlikle kalitemizden taviz vermiyoruz.
TMD'nin çalışmalarından ve Türk perakende sektörüne katkılarından bahseder misiniz?
İstanbul Ticaret Odası ve Ankara Ticaret Odası ile bir takım konferanslar düzenleyerek Türk ihracatçısını bilgilendirdik ve marka bilinci oluşturmaya başladık. Hükümetten destek beklemeksizin kendi sorunlarımızı dile getiriyoruz. Çünkü bizim hedefimiz çok açık; kim etik davranmıyorsa, kim sahtecilik yapıyor ve vergi kaçırıyorsa uyarıyoruz. Böyle kişilerin karşısındayız. Amacımız, görevimiz itibariyle de kendi menfaatlerimize dokunan olayları sonuçlandırabilmek. Nihayetinde biz de bir çıkar grubuyuz, tüccar grubuyuz. Bu dernek ile en azından bir kamu hizmeti verdiğimize inanıyorum.
Taklitle mücadele noktasında
neler yapıyorsunuz?
Kurulduğumuz günden beri taklit ve sahte malların Türkiye'de üretilmesinin gerek ekonomiye gerekse ihracatımızın yurt dışındaki imajına büyük zararlar verdiğini ve önlemlerin bir an önce alınması gerektiğini her türlü kanala anlatmaya çalıştık. Amacımız olan, marka kanununun çıkarılmasını sağlamak ve sahte ithalat ve ihracatta kamuoyunun dikkatini çekebilmek için lobi çalışmaları yapmak ve görevlileri harekete geçirmek için çalıştık. Tabi taklit ve sahtecilik dünyada çok hızla artıyor. Dünyada 650 milyar dolar gibi bir payı var, sahteciliğin. Ünlü markaların reklam bütçesi ise 600 milyar dolar. Bu da ünlü markaların reklamı sahteciliğe çalışıyor, demektir. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rıfat Hisarcıkoğlu'nun çok güzel bir sözü vardı, “Vicdanlarda halletmek gerekiyor” diye. Gerçekten de öyle, insanın vicdanında olması gereken bir şey bu. Dolayısıyla bu biraz da toplumun kültürüyle, insanların vicdanında olan bir şey diye düşünüyoruz biz.
Markanın tescili olmasının ne
gibi avantajları olabilir?
Marka çok önemli bir unsurdur, çünkü marka bir mirastır. Marka bir değerdir, bir şirketin her şeyidir. Ama Türk firmaları senelerce markayı tescil ettirmemek adına yanlışlar yaptılar. Türkiye tabelayı marka zannediyordu ama bizim bilinçlendirme toplantılarımızdan sonra markaya yönelmede yüzde 50 artış gözlendi. Marka çok önemli bir unsur. Dikkat ederseniz bazı ülkeler markalarıyla yaşıyor. Marka aslında bir işletmeye müthiş bir gelir sağlıyor. Sizin markanızın bütün dünyada üretimi yapılırken, siz yalnızca komisyonunuzu alıyorsunuz. Yani bir lisans hakkı geliyor. Dolayısıyla ülkenin de o markadan bir kazanç hakkı oluyor. Bu nedenle, markaları ziyan etmememiz gerek.
Peki, dünyaca bilinen bir marka olabilmek için olmazsa olmazlar nelerdir?
Markalaşmak bir süreçtir ve bu süreçte, Ar-Ge çalışmaları kesinlikle çok önemlidir. Ancak markalaşma konusunda bir gerçeği geçemeyeceğim; devletin de bir takım konularda destek vermesi gerekiyor. Yani ekonomik destek olmadan sizin markanız dünyada başarılı olamaz. Markalaşmak çok basit bir olay değil. Aynı zamanda ürünün değerini koruyabilmek, satmanın yanı sıra ürünü doğru tanıtabilmek ve haklarını koruyabilmek için bir takım müracaatlarda bulunmanız gerekiyor. İlk olarak kesinlikle Türk Patent Enstitüsü'ne müracaat etmeniz, sonra da uluslararası tescil için başvurunuzu yapmanız gerekiyor. Oyunu kurallarına göre oynamanız lazım. Markanızı dünyanın her yerinde koruma altına alacaksınız ki, dünyaya açılabilesiniz. Oysa bir markayı alıyorlar, bir bakıyorsunuz ki birkaç sene sonra marka yok olup gidiyor. Markanın iyi yönetilmesi çok büyük önem taşıyor. Marka iyi yönetilmediği müddetçe, maalesef erozyona uğruyor. Bizim kaybolan çok değerli markalarımız var ve bu çok üzüntü verici.
Türkiye perakende sektörünün geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye perakende sektörünün geldiği nokta çok önemli. Öğrencilik yıllarımda Kapalı Çarşı'da da bulunduğum için çok iyi gözlemliyorum ve çok hoşuma gidiyor. Muhteşem bir ilerleme var. Dünyanın ilk alışveriş merkezi Osmanlı zamanında kurulan Kapalı Çarşı'dır. Dolayısıyla biz ticareti orada öğrendik ve Kapalı Çarşı’nın perakende sektörüne inanılmaz bir katkısı olduğuna inanıyorum. Şimdi Türk perakendesi alaylı bir zihniyette çok muhteşem bir şekilde ilerliyor, büyüyor. Türk insanının yapısı dolayısıyla daha da pratik bir şekilde büyümeye devam ediyor. Bu pratik büyümenin yanı sıra eğitimli büyüme de söz konusu oluyor. Bugün alışveriş merkezlerinin kalitesi ortada. Bizim alışveriş merkezlerimiz Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde yok. Tek sıkıntımız şu olabilir; cadde mağazacılığını da tam anlamıyla öldürmemek gerek. Ama perakende sektörü müthiş bir ilerleme kaydediyor. Son iki seneden beri, büyük gıda marketlerinin yabancılara satışlarındaki rakamları görüyorsunuz. Türkiye'nin bir avantajı var; Türk insanı çok pratik ve çok ani karar verebiliyor. Uluslararası çok oyuncu var ve çok büyük oyuncular da Türkiye'ye gelmeye devam ediyor. Gerek gıdada gerek gıda dışı perakendede... Tabi bunların yanı sıra bir de kontrol mekanizmasının çok iyi olması gerekiyor.
Büyük mağazalar ve alışveriş merkezleri yasa tasarısı hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu yasa sizce sektörü nasıl etkiler?
Büyük mağazalar yasası gerçekten bir sorun. Ben bunu pek çok boyutuyla biliyorum. Esasında yanlış bir yasa tasarısı değil ama bir takım konular üzerinde çok düşünülmeden önerilmiş. Yani bugün alışveriş merkezlerinin şehir dışında taşınması mümkün mü sizce? Şehir içinde olup da trafiği engelleyen, belediye planına uymayan merkezlere ben de karşıyım ama o zaman da ruhsat vermesinler. Şehir dışına taşınması çok kolay bir iş değil ve oraya gidecek tüketicinin böyle bir ekonomik gücü de yok. Bunları düşünmek gerekiyor. Ama yasanın tümüne değil bazı şeylerine karşıyım. AMPD, TMD ve BMD olarak birlikte hareket ediyoruz. Aklın yolu birdir.
TMD ve İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Meslek Yüksek Okulu iş birliğiyle açılan “Marka Yönetimi ve Perakende Mağazacılık Okulu” ilk mezunlarını verecek. Bu konudan söz eder misiniz?
15 Temmuz'da ilk mezunlarımızı veriyoruz. 50 kişilik sınıftan 30 kişi mezun oluyor. Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda tören yapacağız. Okulun çalışmaları oldukça başarılı gidiyor. Markayı yönetmek, markayı satmak kadar; markayı satmak da markayı yönetmek kadar önemlidir. Çünkü eğer değerli bir ürünü, gerçek değerinde satmazsanız psikolojik olarak da, satış olarak da etkilenirsiniz. Bir markayı gerçek değerinde satacak eğitimli insanlara ihtiyaç olduğunu gördük ve dernek olarak üniversitede bir bölüm açmayı tercih ettik. Bu bir tohumdu ve İstanbul Üniversitesi'nin bünyesinde gelişecek.
Türkiye perakende sektörünün geleceğinden neler bekliyorsunuz?
Çok şeyler bekliyorum. Çok daha büyük oyuncular gelecek pazara. Bu bizim derneğimizden de belli oluyor; sürekli müracaatlar geliyor. Ama bu oyuncuların aynı zamanda yatırıma da gelmesi, bizi çok daha fazla mutlu eder.
|